İşte sonbahar... Kışın ürpertisini burada, Asya’nın sınırında yaşayan dostumu düşünmeden hissedemiyorum.
Evine son gidişimde onu bir daha göremeyeceğ...
Tanrı buyurdu ve ölsün, dedi. Bütün inançsızlar ölsün ve girsin cehenneme!
Anında ölümler başladı. Birçok insan olduğu yerde çırpınıyordu. Neredeyse dünyanın...
Avrupa kasabalarının tenhalığı ve sessizliği oradan geçenler için büyüleyicidir. Yabancı bir güzellikle efsunlanan kişi yol kenarlarındaki küçük kule pencereler...
Sık sık eğer on iki yaşında ölmemiş olsaydı nasıl bir hayatının olacağını hayal etmeye çalışırdım. Bunu bilmenin bir yolu olmadığı halde. Kendi hayatımın bile n...
KÖSNÜL TABAKLAR, parlak kaşıklar, sıkışın sıkışın!
Yükselen koyu gri dumanların ardından parlak bir mavi seçiliyordu. Karanlık, loş ışığın armağanıydı. Yükse...
Çok büyüktü. Siyahtı. Parlak siyah. Adam elini daldırdıkça çıkıyordu. Hiç görmediği, bilmediği şeyler çıkıyordu içinden. Benim bebeğim var, dedi kadın. Hiç mera...
İşte öyleyse. Çıplak adam kumun üstünde ahtapotlarla eğleniyordu.
Akşam vakti bir ağacın kırmızı meyvesi gibi sislerin içine iniyordu güneş, denizin içine dü...
İşte böyle oldu. Mutfaktaydı; ağır, siyah kiraz oyma masanın önünde. Oradaydı, her zamanki gibi rosto kesmeye hazırlanıyordu. Her iki elinde kasap bıçağı kadar ...
HERKESİN korktuğu bir dağ varmış. Çünkü orada bir ejderha yaşarmış. O dağın eteklerinde tertemiz pınarlar, büyüyen çiçekler, yemyeşil otlar ve çilekler varmış. ...
“Şu yukarıda mı yaşıyorsunuz?” dedi. Kavak ağacının altında oturuyordu. Bir eliyle ağaca dayanmış, bir köpeği okşar gibi avucuyla ve açık parmaklarıyla ağacın t...