UZAYDAN GELEN DANA – Karaköy Mono

Bu dananın özelliklerine bakılacak olursa şöyle tarif edilebilirdi:

Sarışın, mavi gözlü, kuyruk kısmından yağlı ve havada sallanan uzantı pas parlak.

İnsana bakışı aşk dolu, kesinlikle hayvanlıktan uzak.

Tüm adımları işveli, ne varsa bende var diyen bir eda.

Et isterseniz et, süt isterseniz süt…

Tüm sokakları dolaşıyordu, belli ki boşuna gelmiş olmak istemiyordu. Herkes onu görsün ve itinayla peşine takılsın, tüm arzuları uyansın…

Tam anlamıyla “möööö” diyemiyordu ama, ona yakın muuu, müüü gibi sesler çıkarabiliyordu.

Gerçekten farklı olmak gibi bir derdi vardı bu hayvanın.

Uzaydan geldiğine bin şahit ister denemiyordu çünkü, kendisi insanların en kalabalık olduğu saatte, ortasına inmişti caddenin…

Bakışlardan rahatsız olmak üzereydi ki, bunu hisseden bir insan evladı ona yaklaştı hemen…

Kızım, yavrummm…

Adamın yaklaşımı dananın hoşuna gitti.

Benim adım Nusret, dedi yaklaşan adam.

Dana adamla ilgilendi. Yağlı ve kaslı vücudunda ellerinin dolaşmasına zevkle izin verdi. Hatta gururlandı, etrafa caka bile satmaya başladı.

Biraz hareketlendi, çünkü ne olduğunu bilmediği bazı hayvanlar canını acıtıyordu; kara sinekler, nerden çıktılarsa artık…

Nusret bir hareketle kovdu onları; aman aman, nasıl olur da sinekler üşüşürdü bu danaya.

Böylesine saf bir et, saf bir lezzet bugüne kadar karşısına çıkmış değildi.

Kalıpların kırılacağı an gelip çatmıştı.

Bir hareketle her şey güllük gülistanlık olur, nice damaklar tad bulurdu.

Aslında bir dananın çok yağlı olması değildi işin püf noktası, konu olaya nasıl el atıldığıydı.

Bir el başka bir elden üstündür.

Nusret bu işe el atmaktan başka bir çare olmadığının farkındaydı. Gökyüzü, armağanının hak ettiği değeri görmesini isterdi.

Dana da artık kendinde gördüğü o istisnai durumun avantajını sonsuza kadar yaşayamayacağını anlıyordu.

Ele geçmişti.

Sonuç iyi olsaydı bari.

Nusret ve dana insanların hayret veren bakışları arasında etinden derisine ve sakatat dahil, kılına kadar her şeyin bir kıymete dönüştürüldüğü odanın yolunu tuttular: Kimileri mezbaha der.

İki türlü heyecan vardı ortada: Birincisi dananın yaşadığı, ikincisi diğerinin…

Dana rahatlatılmazsa işin sonu fiyaskoyla bitebilirdi. Bu konu çözülmeli ve iş tatlıya bağlanmalı…

Bu arada zaman da azaldı, dana birazdan, eğer bu iş finalle sonuçlanmazsa uzaydaki baki yerine dönüş hazırlıklarına başlayacaktı.

Bunu hisseden Nusret, elindeki tüm maharetin ortaya çıktığı atmosfere ulaşmak üzereydi.

Yanlış bir karar danayı da zamanı da heba edebilirdi.

Sonuçta burada ne olacaktı ki, dana danalığıyla kalacak Nusret’te…

Eline beyaz bir toz alan Nusret ani bir hareketle danayı etkisiz hale getirdi, bu etkisizleşme hayranlık dolu bakışlarla son buluyordu. Çünkü daha önce böylesi bir hamle, estetik uzanış, uzamda görülmüş bir şey değildi. 

Dana başka uzaylarda kayboldu, biraz hazımsız olanların tercihine kaldı her şey. Nusret için ne kadar unutulmaz olsa da yaşananlar…