Cazzip Project – Karaköy Mono

Cazzip Project; 2014 senesinde Istanbul Caz Festivali‘nin düzenlediği Genc Caz yarışmasını kazandıktan sonra 2018 senesinde ilk albümleri Stories’i tüm müzik severlerle paylaştı. Albümün ilk çıkış günleri hâlâ aklımda. Çok heyecanla bu albümü beklediğim gerçek. Türkiye’de “Caz” denildiğinde akla ilk gelenlerden oldukları bu albümle kesinleşti. En iyi Caz albümleri arasında gösterilen Stories’in her parçası ayrı bir hit. Benim en sevdiklerim (sanırım hepsi) en çok; Blue Days, 7 Motions, Mine, Rainbow, H.I.P, Spring Breeze. Her parçanın kendi içinde başka hikâyelere yol aldığı albüm arşivlik bir albüm özelliğinde. Çıktıktan sonra; Akbank Caz Festivali, XJAZZ, Yeldeğirmeni Caz Baharı gibi festivaller ile 2019’da dünyanın en eski festivallerinden olan, Hollanda’da düzenlenen Amersfoort Caz Festivali‘ne de giden ilk Türk caz grubu Cazzip Project. Ve sonrasında  New York Nublu‘da sahne alarak ne kadar kısa zamanda dünyaya müziklerini duyurduklarını gösteriyorlar…

Aslı Özer, Eren Turgut, Ertuğrul Biber’den oluşan grup geçtiğimiz günlerde ilk teklileri Skyrunner’i bizlerle paylaştı. Parça her ne kadar kendinden kaçan bir insanı anlatsa da bu hikâye aslında kendini bulmanın büyük huzuru ile son buluyor benim içimde. Ve bu yolculuk oldukça güzel. Yeni soudlarla ikinci albüm için de ipucu veren üçlü ile biraz uzak da olsak çok heyecanla bu günleri, müziklerini ve Skyrunner’i konuştum. Keyifle okumanızı ve bu müzikten kendinizi mahrum bırakmamanızı diliyorum… 



1. Günler nasıl geçiyor öncelikle? Bu günler, karantina dönemi neleri değiştirdi hayatınızda. 

Aslı Özer (Piyano): Günler üreterek geçiyor. Karantina döneminin hayatı, seyahatleri durdurması sebebiyle fırsat bu fırsat, çok fazla beste, aranjman yapma işine yöneldim. Bir sürü de parça çıktı şimdi onları yayınlamak üzere girişimlere başlayacağım.

Ertuğrul Biber (Davul): Bol bol parça yazıyorum ben de. Arşiv yaptım bir ara onları yayınlayacağım. 

Eren Turgut (Kontrbas): Mayıs geldi geçiyor bile. Kesinlikle hızlı geçiyor. İlk iki hafta kendi içinde karmaşık geçse bile zaman içinde geçmiş yıllardan biriken evde vakit geçirme açlığı ufak ufak haddini ve vaktini dolduruyor. Vakit ayıramadığım kitaplarım, oynayamadığım oyunlar, çalışmam gereken teknik-teorik her şey için fazlasıyla vakit bulabiliyorum. Bende tam olarak radikal bir değişim söz konusu olmadı sanırım. Denemediğim yemek kalmadı. Özellikle mutfakta haberleri izlerken yemek hazırlamak kısmı şahane keyifli. Bazen kontrbası da mutfakta çalışıyorum aslında itiraf edeyim. Güzel bir akustiği var. 

2. Cazzip Project uzun bir geçmişe sahip, İKSV Genç Caz yarışması ile daha çok duyuluyor ve ilk albüm “Stories” 2018’de bizlerle. İlk çıktığı günleri hatırlıyorum, heyecanla tüm parçaları dinlemiş, bayılmıştım. Hepsinin inanılmaz bir ruhu var. Sizin için nasıl bir zamandı? Emeklerinizin karşılığı oldu mu? Önce o günleri biraz analım isterim.

Ertuğrul: Beğenmenize sevindim. Albümün ilk çıktığı zamanlar yorumları duymak, gazete ve TV programları arasında koşturmak hiç alışık olmadığımız bir şeydi. Farklı hissettirdi ve ayrıca işin ne kadar zor olduğunu da gördüğümüz bir süreçti.

Aslı: 2012’de başladık birlikte çalışmaya. Ertuğrul, Erhan (Ertetik) ve ben çok fazla ilkleri yaşadık birlikte. Çok güzel anılar, heyecanlar, başarı hikâyeleri var. “Stories” de 5 senelik emeğimizin üstüne çıktı biliyorsunuz. Her biri bir yaşanmışlığı, hikâyeyi anlatıyor. Çok gerçek bir albüm. Emeklerimizin karşılığı oldu ama daha da olmasını beklediklerim var. Bence uzun soluklu bir albüm “Stories”. Yani 2018’de yayınlandı ama hâlâ yeni yeni keşfeden insanlar var. Kalıcı olmasını diliyorum.

Eren: “Stories” dönemi sanırım ben de albümü dinleyici olarak takip edenlerdendim. Oh be ne güzel olmuş deyip ara ara bizimkileri dürtüyordum.

3. New York’ta caz dünyasının en güzel yerlerinden Nublu’da, hemen sonrasında ise geçen yaz başı, dünyanın en güzel, en eski festivallerinden biri olan Amersfoortjazz’da yer aldınız. Böylesi büyük güçlü bir festivalde olmak, tüm o atmosfer nasıldı sizin için? İkisi de çok heyecan verici. Nasıl geliştiler? Maceranız, konserler nasıl geçti? Geri dönüşler ve elbette tekrar önümüzde böyle konserler olacak mı?

Aslı: İşin NY kısmı tabi çok etkileyiciydi. Çok uzakta bir şehirden geliyorsun, hayranı olduğun bir sürü müzisyen orada sahne almış, NY zaten caz ustalarının sahne aldığı bir şehir. Kalkıp İstanbul’dan gittik. Yani “Gerçekten bu oluyor mu?” diye soruyor insan. Tabii Amersfoort gibi festivallerin de keyfi başka. Hem arkadaşlar ediniyorsun hem farklı bir ülkede kendi müziğini çalıyorsun. Daha da devamı gelsin daha nice büyük festivallerde yer alalım istiyorum. Amersfoort, Yeldeğirmeni Caz Baharı Festivali ile ortak yürütülen değişim programı üzerinden yürüyor. Sevgili Selin Çelik ve the Badau ekibi Eren-Güliz Noyan, Zeynepgül Atsız isimlerini unutmayalım. Bizlere çok inandılar ve destek verdiler.

Ertuğrul: Nublu hayallerimden biriydi. Bu kadar çabuk olacağını tahmin etmemiştim. Güzel bir deneyim. Amersfoort ise şehrin her köşesinden müzik yükselen çok keyifli bir festivaldi.

4. “Skyrunner” albüm öncesi harika bir sürpriz oldu. Elektronik ve başka akustik tınılarla duyulan parça insana uçma hissini büyük bir huzurla aynı anda veriyor gibi. Zamanın ruhunu böyle yakalamak da diyebilir miyiz? Siz çalarken ve kayıt anında nasıldınız? 

Aslı: “Skyrunner”ı özellikle önden piyasaya sürdük ki dinleyiciyle bir iletişime geçelim. Bakın yeni bir şeyler deniyoruz, sizlerle de paylaşalım istedik der gibi. “Skyrunner” bir dönüşüm, yüzleşme hikâyesi tabi. Uçma ve koşma hissiyatını olabildiğince vermeye çalıştık parçada.

Eren: Evet aslında o, havada olma hissi kayıttayken daha çok bazen türbülans etkisi yaratabiliyor. Tabii müthiş bir keyif o parçayı canlı hale sokabilmek, biraz daha yaşatabilmek. Kayıt anında daha çok Aslı ve Ertuğrul’a bakıp “Oldu muu, oldu muu?” diye sesleniyordum. Harika bir şeyler çıkacağına emindim, öyle de oldu. 

Ertuğrul: İşimi elimden geldiğince iyi yapmaya çalıştım. “Stories”e benzer bir formdaydı ama ilk albümden farklı bir davul kullandım. Yılmaz Yeşilyurt’un dokunuşlarıyla da iyi bir duyum yakalandı.

5. Besteler genel olarak Aslı Özer imzalı diye biliyorum😊. Yaratım süreci diğer enstrümanlarla çalınışı ve oluşumu nasıl gerçekleşiyor tüm o notaların? Üretkenliğini en çok neyle besliyorsun çok merak ediyorum 😊.

Aslı: Ben duygularımı çok hızlı bir şekilde enstrümana yansıtıyorum galiba. Kendimi ifade edebilmem açısından bana kolaylık sağlıyor. Bestelerin hikâye anlatır gibi olmasını, duygusal dalgalanmaları yansıtmasını çok seviyorum. O yüzden çok bölümlü parçalar çıkıyor. Genelde parçalarım “umut” duygusuyla bitiyor. Kendim de öyleyim. Ne olursa olsun hep bir umut ışığı içerisinde yaşarım. Bir yandan da çok titizim açıkçası. Duygunun davul ve bas ile birleştiğinde de aynı hissiyatı vermesi çok çok önemli. Çok şanslıyım ki “Stories” albümünde Erhan ve Ertuğrul bu hissiyatı üçe katladılar. Üzerine ekleyerek son haline getirdiler ki içimize sinen bir albüm oldu. “Skyrunner”da ise yine o sinerjiyi yakalamak beni çok mutlu etti. Eren’in yönlendirmeleri, kontrbasla dahil oluşu, Ertuğrul’un aranjman üzerindeki katkısı, davuluyla parçayı getirdiği nokta… Yani hadi çal bitir değil kesinlikle. Olmadı, hissiyatı vermedi; o zaman bir kayıt daha alalım, şurası şöyle olsun, burası böyle diye tartışıyoruz. O nedenle Ocak – Şubat diye belirlenen parça Mayıs ayında çıktı zaten.

Ertuğrul: Bu parçanın davul kayıtları için 4 kez stüdyoya kapanmam gerekti. İnce eleyip sık dokuduk yani. Herkesin içine sinene kadar çalıştık.

6. Müzik dışında ilgilendiğiniz vakit geçirdiğiniz şeyler var mı? Aslı aynı anda ülkeler gezen yoğun bir iş temposunda diye biliyorum😊. Seni en çok mutlu eden hangisi?  Kendiniz için başka alan, meslekler hayal etmiş miydiniz? Müzikle olan bağınız bu anlamda nasıl? 

Aslı: İki farklı hayat benimkisi. Biri kurumsal, bol seyahatli, stresli ve erkek domine. Diğeri sanat, tarifi yok. Yaratıcılığının sınırlarını zorlayan, yoktan bir şeyler var ettiğin, diğer insanlarla paylaştığın acayip bir olay. Ben hep müzisyen olmak istedim. Sonunda da bunu profesyonel hale getirdiğim için mutluyum.

Ertuğrul: Sporcu olmak isterdim herhalde. Basketbolcu olurdum. Onun dışında oyun oynamayı seviyorum. E-sporlara gözüm kaymıyor değil. 

Eren: Müzik dışında ilgilenmek isteyeceğim, hatta geçirdiğim omuz operasyonları itibariyle fizyoterapist olmayı kesinlikle çok isterdim. Tamamen pratiğe ve etüt yapmaya dayalı aynı zamanda alternatif tıp içinde de yer alabilecek bir alan. Fizyoterapistlerime acaba nereden başlamalıyım diye sorardım hep. Bu da olmasaydı kesinlikle gastronomi okurdum. Olmadık yemeklere olmadık baharatları atıp ya da farklı şekillerde pişirmeye çalışmak aşırı hoşuma gidiyor. Müzikte de aynı şekilde sürekli bir şeyler denemeye yakın ama çoğu zaman da kesinlikle kendimi ait hissedebileceğim iki meslekti bunlar hep.

7. Caz da gelmek istediğiniz, hayal ettiğiniz bir yer var mı? Çalmayı en çok sevdiğiniz yerler neresi? Sizce Türk dinleyicisi hangi noktada tam bu anlamda. Türkiye de caz istenilen, hatta istediğiniz yerde mi? Bunu diğer festival ve konserlere olan katılımınızla, görüşlerinizi oldukça merak ederek soruyorum. 

Aslı: Bunun cevabını bilemiyorum artık. Geçen sene çok ilginç deneyimler yaşadık. Hayalini kurduğumuz yerlerde çaldık, neler oluyor gördük. Ama işin bir de şaşırtan bir gerçekliği var. Caz müzisyeni NY’ta yeraltında ufacık yerlerde çalıyor. O gig’lerden kazanılan paralar şaka gibi. Sahnede dinlemeye gittiğiniz adam bir dünya starı mesela. Türkiye’ye geldiğinde atıyorum CRR’yi dolduruyor, dünya turnelerine çıkıyor vs. Yani anormal bir dengesizlik var. Bir de yapılan müzik tarzının ne kadar zor olduğunu ve emek istediğini biliyorum. Karşılığı ise hak edilenin çok altında. Bu adaletsizlik beni üzdü açıkçası. Gerçekler vs. hayal edilenler çok farklıymış. Dolayısıyla şu an ne istediğimi bilmiyorum. Belki yeni bir yol, farklı bir bakış açısı… Şu an ona kafa yoruyorum hâlâ. 

Ertuğrul: Bu ekiple dünyayı gezmek isterim ama şu an olduğum yerden de ayrıca mutluyum.

Eren: Hayalim eşlik ettiğim herhangi bir müziği ya da kendi müziğimi hakkımla yerine getirebilmek. Çalmayı en çok sevdiğim mekânlar ise müzisyenine kibar ve saygılı, hakkını veren her mekân. Özellikle söylemem gerekirse tabii arka sokağımda olan The Badau bizim ilk gözdemiz. Dominant bir karakter farkı var tabii caz dinleyicisi ile herhangi bir başka tarzda müzik dinleyicisi arasında. İlginç bir gözlemim oldu aslında. Caz dinleyicisinin çoğu zaman bu müziği dinlerken onlara baktığımda içimden acaba gerçekten burada olmak istiyor mu derim. Vücut dili önemli benim için. Rock festivali dinleyicisi ile caz festivali dinleyicisi arasında bedensel bir fark var. Bu pek tabii caz dinleyicisinin mutsuz olduğunu ifade etmiyor bize fakat gene de enerji farkı hissediliyor. Türk dinleyicisinin caza ve caz mekânlarına olan merakı bile bu sürecin hızla yayıldığını bizlere gösteriyor. Türkiye sınırları içinde caz üretim aşamasında en verimli dönemlerini geçirmekte. Tabii çok daha iyi yerlere gelmesi bilinmesi tanınması için hem zamana hem de büyük emeklere ihtiyaç duymakta. Festivallerimiz her geçen yıl daha da keyifli geçiyor. Bununla birlikte bizleri önce kendimiz sonra bizleri aslında tüm dünyada tanıtan gene bizim festivallerimiz.

8. Sizin dünyada veya Türkiye’de dinledikleriniz kimler? İlham aldıklarınız mesela kendinize bir hedef veya beslendiğiniz sanatçılar var mı? Kendi dinleme listeniz nasıl? 

Eren: Geçen yıl Petros Klampanis ile birlikte bir workshop yapmıştık. Özellikle müziğe bakış açısı ve sonrasında gelen karakteristik kompozisyon yapısı her zaman ilgimi çekmiştir. Aynı zamanda yaşadığı coğrafyayı oranın zaman ölçüleri ve özel melodileri ile harmanlayan Avishai Cohen, Gilad Hekselman hep takibimde olan sanatçılar. Dinleme listem daha çok her hafta dinleme alışkanlıklarımla değişen müzik listelerini takip ederek değişiklikler gösteriyor diyebilirim. Sepultura arkasına Chick Corea yada Bill Evans sonrasında Mikael Akarfeldt gelebiliyor. Olsun keyfim yerinde.

Ertuğrul: Son dönemde Luis Cole, Nate Wood, Danny Carey. Türkiye’de de çok fazla değerli davulcu abilerim ve arkadaşlarım var. Hepsini takip ediyorum. Playlist’imde her şey var. Her şeyi dinliyorum, özellikle son dönemde yayınlananları.

Aslı: Robert Glasper, Hiromi Uehara, Herbie Hancock, EST, GoGo Penguin vs. Bunlar zaten ilham aldıklarımız. Bu ara geçenlerde Tom Misch ve Yussef Dayes’in albümü çıkmış bayıldım. Süper keyifli, deneysel, popüler müziğe de oynuyor. 

9. “Stories” her anlamda tek tek dinlendiğinde hepsi başka hit parçalarla dolu arşivlik bir albüm. Başta uzun bir birikim ve emeğin olduğu açık. Dinlerken içimden sahneler akıyor. Ve şu his geliyor içime “Bir film müziği” hatta bir çok film müziklerinde olması. Sizin sinema ve bu alanda film müzikleri ile düşünceleriniz belki bir soundtrack albüm düşünceniz oluyor mu? Ne güzel olur 😊 

Aslı: O süper olur. Çok keyifli olur hem de. Kesinlikle açığız bu fikre.

Ertuğrul: “Stories”den birkaç parçayı yeni çıkan filmlerde de görmemiz bence çok olası.

Eren: Aslında gelse de şöyle bir otursak başına diyorum hep. 

10. Böyle bir sorudan sonra bu dönem izledikleriniz neler? Hatta eşlik eden kitaplar var mı? Motive eden, sizi en çok içine alan, başka da hangi sanat dalları olabiliyor? Bir müzisyenin günü nasıl geçiyor bu anlamda? 

Aslı: Çok ilginç ama bana Michael Jordan çok ilham veriyor. Hep öyle oldu. Bu aralar çıkan Last Dance belgeselini keyifle izliyorum. Ben spiritüel, felsefik ve uzay temalı şeyleri çok seviyorum. Kitap konusunda da ilginç bir karar aldım, eskiden okuduğum önemli eserleri tekrar okuyorum. Çok gençken anladıklarım, şimdiki anlamlandırmalarım…. Nietzsche’den tut Kafka’ya serilere başladım. Farkı görüyorum ve benzerini yapmanızı tavsiye ederim. Gençken okuduğunuz ama kafanızda tam oturtamadığınız klasikler vardır kesin.

Eren: Ee tabi Netflix iyi ki var demek isterdim ama özellikle korona ile birlikte değerli Genco Erkal oyunlarını Youtube’da paylaşmaya başladı mesela. Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali (İDFA) filmlerini ücretsiz yayına açınca birden gidemediğim oyunları ve gidemediğim festival filmlerini evde volta atarak izliyorum. 

Dante Alighieri İlahi Komedya ve Michael Brown Varoluş Süreci başucu kitaplarım. 

Ertuğrul: Bilimkurgu, fantastik ve distopya türündeki kitaplar favorim. Ayrıca otobiyografileri okumak sanki bir insanın hayatına uzaktan yazılarla bakmak gibi geliyor bana.

11. Son olarak yeni albüm için biraz ipucu verir misiniz? Ne zaman paylaşmayı düşünüyorsunuz? Hazır bir şeyler var mı, parçalar nasıl? İçinde hangi metaforlar olacak açıkçası şimdiden heyecanla bekliyorum. 

Aslı: Sanırım tarih konusunda pek net olamıyoruz. Çünkü planlanan vs. gerçekleştirilen tarih hep farklı oluyor. Hazırda parçalar var. Girip çalmamız gerekiyor.

Ertuğrul: Yeni albüm için 15 gün stüdyoya kapanma fikri var aklımda. O zaman ortaya ne çıkar ben de bilmiyorum. Güzel üretim olabilir!

Eren: Tamamen bir sürpriz. Yeni ilginç şeyler deneyeceğimize emin olabilirsiniz.

Vakit ayırdığınız için çok teşekkürlerimle, en kısa zamanda canlı konserlerde yan yana gelmek dileğiyle.

 

Röportaj: Zehra Güngör

Fotoğraflar: Ogün Akgül