LEYAN SENAY: DAVULU TUTKUYLA İSTEDİĞİMİ KEŞFETTİM – Karaköy Mono

Hayat ritim demek değil mi? Sesler bizi büyüleyen yapılar değil mi? Kendimizi ne zaman rahatlatmak, içinde bulunduğumuz koşulların baskısından sıyrılmak istesek müziğe geçiş yapmaz mıyız? Ve tatlı tatlı salınıp ya da türlü hareketlerle -ahenkle- enerjimizi yönlendirir daha çok keyif almaz mıyız hayattan? Ve en önemlisi de hepimizin içinde “davulun sesiyle” harekete geçen bir yan yok mu; düz ritimler, aksak ritimler her ne olursa olsun ritim hayatın özünden gelmiyor mu? Ne kadar çok ve ne kadar güzel sorular… 

Leyan Senay, tutkulu bir davulcu. Rengarenk kişiliğiyle bize ilham veren bir kadın. Enerjisi, hayata kattığı artılarla aşktan, müzikten, tutkudan, ritimden, edebiyattan kopmamamız gerektiğini hatırlatıyor bizlere. Bu güzel söyleşimiz sizleri bekliyor. Ritimsiz kalmayın!



  1. Davulla yolculuğunuz herkese ilham veriyor. Vurmak, ses çıkarmak, bunu bir de müziğe dönüştürmek nasıl bir duygu?

– Evrenin, doğanın, insan vücudunun, nefes alışımızın, kısacası gördüğümüz ya da hissettiğimiz her şeyin bir ritmi var. Bu ritmi alıp müziğe dönüştürmek çok büyüleyici bir şey. Geçmiş ve gelecek yok oluyor ve elimizde sadece ‘şimdiki zaman, an’ kalıyor. Bu yüzden hayatımı bu işin üzerine kurdum.

  1. Çok büyük talihsizlik, insanoğlunun bu dönemin ızdıraplarına tanık olması. Her dönemin kendine göre var olan sorunlarını önemsememezlik değil kastım. Sizin gibi yeni insanları canlı izlemekten, muhteşem anlara tanık olmaktan uzaklaştık. Nasıl toparlanır sizce bundan sonra insanlık? Müzik, sizin gibi sanatçılar acaba daha aktif rol alır mı moralleri düzeltmek için?

– Kesinlikle katılıyorum, distopik bir film gibi bir döneme denk geldi şu kısacık ömürlerimiz. En etkilenen camia hiç şüphesiz ki sanat ve müzik piyasası oldu. Bence eski haline biraz zor dönecek gibi. Ama ben umutluyum bir yandan, hepimiz el birliğiyle birbirimize destek olup bunun da üstesinden geleceğiz.

  1. Bateride bir kadın görmek beni gerçekten heyecanlandırır. Sanırım birçok insan için de bunu söyleyebiliriz. Çok sayıda baterist kadın olmaması sizin için bir avantaj mı, ne düşünürsünüz?

Sayımızın daha da artmasını temenni ediyorum öncelikle. Ülkemizde sandığımızdan çok daha fazla kadın var davula gönlünü vermiş ama imkansızlıklardan ötürü belki profesyonel seviyeye ulaşamadıklarından çoğunu bilmiyoruz ki bu hayli üzücü. Bu yüzden kadın davulcu olmanın eksileri artılarından fazla diyebilirim. Artısı var evet, daha fazla tercih edilebilir olmak gibi. Ama yaşadığımız ataerkil toplumdaki klişe önyargılar ve engeller gibi eksilerini de hiçe saymamak lazım.

  1. Ritimle doğduk belki ve ritimle yaşıyoruz sürekli. Yani kalp atışlarımızdan, heyecan yaratan her etkinliğe kadar işin içinde hareket / ritim var. Doğayla iç içe de bir insansınız, kendi ritminizi nasıl ayarlıyorsunuz? Sizi her gün harekete geçiren en önemli şey ne?

– Beni her gün harekete geçiren en büyük motivasyonum kesinlikle davul ve daha çok öğrenme arzusu. Doğadan pandemi sürecinden ötürü biraz uzak kaldım. Onunla daha iç içeyken, iç dünyamdaki ritimleri ve dengeyi daha iyi yakaladığımı itiraf etmeliyim.

  1. Güzen Sanatlar Lisesi sonra da İngiliz Dili Edebiyatı… ve aslında bütün bu süreç iyi bir davulcu olmak için hazırlık aşaması gibi? Müziğinize, davulunuza ne kattı acaba bu öğrenim süreci. Sanattan estetik, edebiyattan dikkat ve gözlem gücü kazanabildiniz mi?

– Bu sanırım bugüne dek aldığım en güzel sorulardan biri. Çünkü herkes çok alakasız uç noktalar oldugunu düşünüyor. Oysa ki ben edebiyat okurken aynı zamanda psikanaliz, felsefe, sinematografiyle de ilgili dersler gördüm ve bu birikimlerin sonucunda kim olduğumu, ne olduğumu, hayattan ne istediğimi adım adım keşfettim! Orası benim için kişisel gelişim kursuydu, beni büyüttü ve davulun başına oturtup çal, dedi. Film derslerinden edindiğim bilgilerin kendi videolarımı yapma, editleme ve kurgulama konusunda çok yardımı oldu. Ama her şeyden evvel davulu bu kadar tutkuyla istediğimi keşfettim, bu bölüm bana kendimi, hayatı, dünyayı tanıttı. Çok şey borçluyum ona. Hâlâ ara sıra dergilerde öykü yazıyorum, kendimi yazıyla ifade etmeye bayılırım ve yazdığım şarkı sözlerini grup arkadaşlarımla aranje edip yayınlamayı planlıyoruz.

  1. Bu konu açılmışken, sizden bir de çok sevdiğiniz, etkilendiğiniz birkaç yazar / romancı ya da öykücü / şair ismi alabilir miyiz?

– Bu da en zor sorulardan biri, o kadar çok var ki. Modern şairlerden Dorothy Parker’i severim. Roman türünde Ian Mcewan, Marquis de Sade’i çok yaratıcı bulurum. Öykü türünde Etgar Keret’i severim. Türklerden en sevdiğim yazar Mine Söğüt.

  1. Kemikler ve doğayla kurduğunuz ilişki çok derin gibi duruyor. Kendinizi sağalttığınız böyle bir süreci nasıl hatta ne zaman keşfettiniz acaba?

– Çocukluk yıllarımda bu ilgimin temelleri atılmıştı ama bu yöndeki kendimi keşfedişim sanırım lise yıllarına tekabül etmekte. Bu bir hobi, zevk vb bir şey değil, hayat tarzı ve ben buyum.

  1. Bizi bekleyen yenilikler nelerdir? Yurtiçi ya da yurtdışı projelerinizden bahsedebilir misiniz?
  • Ah o kadar çok proje var ki zihnimde… Şu an “Hit Like a Girl” isimli kadın davulcular için uluslararası düzenlenen bir yarışmanın Türkiye temsilciliğini ve organizatörlüğünü yapmaktayım. Amacım bu projeyi çok daha büyütüp daha çok kadını davula teşvik etmek ve ülkemizdeki kadın davulcu sayısını arttırmak. Bunun dışında bazı sürpriz albüm calışmalarımız mevcut ama onlardan şu an bahsetmeyeyim, herkese sürpriz olsun. 💙

   Eminim pandemi bittiğinde sahnelerimde de büyük sürprizler göreceksiniz.

  1. Renkli kişiliğiniz maviyle ön plana çıkıyor. Mavide heyecan mı, dinginlik mi duygularınıza hakim olan şey?

Hiç dingin bir yapım olmadı. Mavi hep beni harekete geçiren, güç, enerji veren elementti. Mutlu ederdi, hep etti ve devam ediyoruz birlikte yaşamaya.

  1. Son olarak, müzik ve aşk çok iç içedir sanıyorum. Aynı edebiyatta olduğu gibi. Hayatı sevmeden mutlu olmak hatta başarılı olmak mümkün değildire inanırız. Tüm yoğunluklu yaşamların özünde sevgi / aşk yatar. Hep söylenen budur. Sizin için nedir aşk / sevgi / mutluluk?

– Aşk öncelikle insanın kendine olan inancı ve tutkusudur bence. Sonra doğayla bağ kurarak kendini keşfedişi devam eder ve buna sanatın bir dalı eşlik edebiliyorsa, ne mutlu olunur! Hepsi birbirine kenetli; benlik, doğa ve sanat. Mutluluğun sırrı da burda saklı diye düşünüyorum, bu üç öge iyi kombine oldugunda saf bir sevgi çıkıyor ortaya.

– Sizleri en kısa zamanda yeniden sahnelerde görmek ümidiyle. Teşekkürler.

– Ben çok teşekkür ederim, çok keyifliydi, özellikle edebi konulara değinmeniz farklı bir tat kattı, emeğinize sağlık. 💙🙏