Gözyaşı Ağacı – Karaköy Mono

Tekirdi. Kucağımızdaydı. Ölmüştü.

Annemle beraber Fatih’te parkta bir bankta oturmuş ağlıyorduk.

Annem susmak nedir bilmedi, ben bir süre sonra sakinleşip Tekir’in ruhu uçmuş kaskatı haline bakarak ölümü anlamaya, tanımaya çalıştım.

Çok küçüktüm, gereksiz derecede küçüktüm, anlamsız derecede masum.

Altı yaşında mıydım? Belki.

Tekir yine balkondan atlayınca bu kez feci yaralanmıştı. Çok yaramazdı.

İlk seferinde iki bacağını birden kırmıştı ve el bebek gül bebek bakımla aylar sonra ancak kendine gelmişti, ama bu kez durumu beterdi.

Koştura koştura hayvan hastanesine gittik.

Nedense doktorlar pek bir ruhsuz geldiler bana. Hayattan öğrenecek bir şeyleri yokmuş gibiydi cansız ve heyecansızdılar. O gün orada doktor olmamaya karar verişim, dün gibi aklımda. ‘Uyutacağız’ dediklerinde annem ağlamaya başlamıştı, bense ‘uyutmak’ sözcüğünün ‘öldürmek’ anlamına geldiğini henüz bilmediğimden sakindim. Annemin eteğinin ardından soğuk bir masada can çekişen Tekir’e odaklanmıştım. Bir yandan da otomatik hareketlerle bir şırınga dolusu ilacı onun kırık dökük kalçasına batırışlarını, ortamdaki sevimsizliği, sevgisizliği, soğukkanlılığı, son nefesi, baygınlığı, uykuyu, ölümü izliyordum. 

Bu öykünün tamamını Karaköy Mono Dergi’nin 3. sayısından okuyabilirsiniz.